Hayat! Biz Bitti Demeden Bitmez!

Hayat! Elimizde olmadan herhangi bir tercih hakkımızın olmadığı doğumla başladığımız bize bahşedilen yaşamdır diyebiliriz. Nasıl da kolay tanımlanan bir kavram. Bu Kavramın içini dolduracak kahramanlara ihtiyaç vardı. Her birimiz bu kahramanlardan biriydik ve kendi hikayelerimiz böyle başlamıştı.

Hayatin En masum ve en güzel dönemleri sanırım herkes için kendini anlamaya başladığındaki çocukluk dönemleriydi.  Kısa bir süre gözlerimizi kapatalım ve hatırladığımız o harika anları şimdi masal gibi gelen anılarımızı düşünelim. Aman Allah’ım! Ne kadar saf, doğal, hesapsız, çıkarsız zevkle oynanan oyunlar... Mesela: mendil kapmaca, Yağ satarım, Saklambaç, Çelik Çomak, Ortada kaçma, Misket oyunları kan ter içinde kalıncaya kadar top peşinde koşmalar... Hele Bayramlar, gezmediğimiz konu komşu akraba kalmazdı. Topladığımız harçlıkları sayarken, bereketli Hasat yapmış bir çiftçi gibi sevinir, ağzına kadar dolu şeker torbalarımızdan türlü şekerlemeleri afiyetle yerdik. Mahalle ve köy bakkallarına girdiğimizde mis gibi gofret, bisküvi ve lokum kokuları içinde aldığımız kıstırmaların tadı hiçbir şeyde yoktu. İşte bu anlarda Gözlerimizi açmayı hiç istemiyoruz ama hayat, tüm hızıyla devam ediyordu.  "Hey gidi günler" bu sözü söylemeye başladıysak, her geçen yılın bir öncekinden daha zor olduğunu anlamaya başladığımız zamanlar gelmiş demekti. Herkes Çocukluğunu özlemle hatırlar sonraki yıllar ise su gibi akıp gitmekteydi. Okul, sınavlar, üniversite, iş, askerlik evlilik vs. derken gerilim dolu maceraların başrolünde kendimizi bulmuştuk. Herkes kendi hikâyesinde yaşam savaşı veriyordu. Bazılarımız Birçok sonuç odaklı işlerde ister kendimizden kaynaklı ister çevreden kaynaklı olumsuzluklardan sonra hayata tutunma konusunda başarı gösteremeyebiliyorduk.

Tam da burada derler ya gel de yaşayana sor. Bu Cümle bu döngüdeki özet açısından son derece önemliydi. Son Birkaç yıldır da eğer hâlâ hayattaysak malum son zamanlarda

Geçimin zorlukları arasında yapmak ve katlanmak zorunda olduğumuz şartlara bir de şu virüs illeti eklenince tam anlamı ile yasam savaşına başlamış olduk. Başta önem vermediğimiz salgının bulaşması kolaylaşıp hızı arttıkça çember daraldı ve çevremizdekileri sevdiklerimizi, yakınlarımızı kaybetmeye başladıkça tablo ürkütücü olmaya başladı. Sonrasında yasaklar kısıtlar derken ekonomik ve sosyal buhranlar... Herkesin kendine göre farklı detayları olacağından örnekler vermeden geçmek gerekirse, Pahalılıkla birlikte zaruri ihtiyaçlarımızı bile karşılamakta zorlandığımız bol stresli günlerin gelip çatması…

Bu bölümden sonra

Hayat, film gibi geçip gidiyor demeyeceğim, hayat, fitili ateşlenmiş bir bir dinamit gibi zaman zaman yaşamın belli dönemlerinde adeta, patlamalarla sarsıntılar yıkıntılar yaparak meşakkatli bir şekle bürünmeye başladı

Kimi gecelerde kendini buluyor; kimi seher vakti gecenin kara perdesinin bir an önce açılmasını bekliyor. Kimi sırça Köşklerde; kimi de bunlara hizmetkârlıkta. Kimi aç; kimi tok. Kiminde Çok var; kiminde hiç yok. En çok fedakârlık ta, en çok çalışıp en az kazanan, en alt kitlelerden bekleniyor. Bütün bu olanlara karşı da elbette ki yükümlülüklerimiz yapmamız gereken şeyler olmalıydı.

Tüm esarete, ezilmişliğe, haksızlıklara karşı Dimdik durarak, Liyakat adalet ehliyet değerlerini gözeterek çalış, çünkü sen alın terindeki her damlanın, aç gözlülere vebal bıraktığı amansız bir mücadele içindesin. Korkma!

Yaratan çok net ifade etmiş: ''Kul hakkıyla gelmeyin" diye. Gani gani bu haklarınız birçok yakaya yapışmış vaziyette gününü beklemekte. Haksızlığa susma! Yoksa yapanın vebali boynunadır.

Hakkını ver yaptığın işin. Kaytarma, hile yapma, zamandan mekândan maldan malzemeden çalma.  Böyle olunca Yorgunluk sana ödüldür, evin ve çoluk çocuk, kavuşmaya çalıştığın cennettir. Hele de başını yastığa koyduğunda var ya! O verdiğin helalinden mücadele, senin yükselişin, eyvallahın olmadan mışıl mışıl tatlı mı tatlı uykudur.

Sev, Sevil ve sevdir. Aileni, Çevrendekileri, insanları Doğayı Hayvanları sev,  Yaratılanı yaradandan ötürü sev. Sevgi her şeye olduğu gibi herkese de iyi gelecek.

Herhangi bir olumsuzlukta,  Can bedenden çıkmadığı sürece, mahvolduk! Yandık Bittik kül olduk demeden mutlaka yeni bir başlangıç yolu veya daha iyisine ulaşma çabasına yönel. 

Hayatı Kaçırdıklarınızdan dolayı nefret edeceğiniz şeyler ve kimseler üretmek yerine hayata sımsıkı sarılın, geçmişteki deneyimlerden aldığınız istikamet üzerine anın avantajlarını keşfederek yarına umutla bakabilecek eylemler gerçekleştirin. Önce sağlık olduğu sürece  Her zaman bir çözüm yolu olabileceğine odaklanın. Pes etmeyin. Güvendiğiniz  Dostlarınızla istişareler yapın. İstediğiniz şeylerin olmaması durumunda bu bahsedilenleri  uygulamaya çalışmak; göreceksiniz ki söylemesi kolay demekten çok daha faydalı olacaktır. İşte bu bağlamda Başlığımızdan kastettiğimiz, bize verilen emanet  olan canımızın son bulmasına müdahale değil, yaşamın her döneminde  farklı zorluklarla baş etme yöntemlerini  bulma ve azimle uygulama çabasıdır.  Tüm bu mücadeleden sonra tevekkül edip Allaha havale edeceğimiz bilinçteysek  tabi ki kısmet inancımızın gereğidir ki bu olguyu da hiçbir zaman unutmamalıyız. Dilerim ki Allahtan herkesin verilen yaşam süresince  sağlıkla huzurla sevdikleri ile mahçup ve muhtaç olmadan musmutlu yaşamasıdır. 

Hayatta hiçbir şey biz bitti demeden bitmez!!