Eksik Bayramlar ve Tesellilerimiz
Hayat! Bir Varmış! Bir yokmuş! Belki bir çok kişinin, uzun zamandır yüzüne, sesine, nefesine, gülüşüne hasret kaldıkları vardır; hiçbir zaman tam olamadığı sürekli eskik olduğunu düşündüren ama özellikle Bayramlarda çok daha derin hissedilen özledikleri vardır. Gidenin gelmeyi, kalanın da gülmeyi unuttuğu...
Bazı evlerin namazdan dönen babaları, bazı evlerin bayram kahvaltısı hazırlayan anneleri, bazı evlerin de el öpen evlatları yoktur. Metanetli olmak adına Avazın çıktığı kadar bağırdığın sessiz çığlıkların ardından yüregine akıttığın gözyaşların vardır. Dedik ya bir varmış! Bir yokmuş! Bir de bakmışsın herşey yok olmuş. Boşuna denmemiş imtihan dünyası diye.
Herkes tabi olduğu sınavı ile baş etmeye çalışıyor. Yine bir bayram sabahı ve Bayram namazından dönüp, geleneksel tüm aile bir araya gelip Minnetle gülen gözlerin etkisinde babamızı o kapıdan gelmesini heyecanla bekledik. Hep öyle yapıyorduk çünkü. Çoluk çocuk torun torba eller öpülecek Şevaktle sarılmacanın ardından, bayram harçlıkları dağıtılacak güzel bir bayram kahvaltısı yapılacaktı. Fakat babam Çok geç kalmıştı, hiç böyle yapmazdı, gel zaman git zaman bir an gafletten uyandık, yahu! adam iki yıldır hasta yatagında bizi bekliyordu ya...
Hemen odasına, hasta yatagına koşuştuk, o sevgi dolu bakışları ve titreyen elleri aradık. Bir de baktık ki Kokusundan başka bir şey yoktu. Yatağı da yoktu. Öpmeye çalıştıgımız mübarek eli bulamayınca anlamıştık! Biz de Babasız kalanlardanız.. Sarıldık birbirimize.. Zaman durdu. Babamsız ilk Bayram günüydü. Ne diyeceğimizi, ne yapacağımızı şaşırmıştık. Allah, eksiği olan herkese sabırlar; hayatta olan sevdikleri için de şükür duyguları versin. Bize Bahşedilen şükür ve teselli sebeplerimiz yavrularımız aklımıza geldikçe zorlukların üstesinden gelme gücümüz de artıyor. Öncelikle baba veya anne olduğumuz için nefes aldığımız her günü aslında bayram tadında yaşıyormuş gibi hissetmeliyiz. Şükürler olsun. Üstlendiğimiz bu rolün hakkını da fazlası ile vermek zorundayız. Bize bahşedilmiş bu rol zaten belli bir güne sığdırılamayacak kadar da kutsaldır.
Sizde bu durum nasıl bilmiyorum ama Bayramlardaki babalık vazifeme bayılıyorum. Bu günlerin manevi hazzı ve geleneksel değerlerdeki lezzetini hepimiz biliyoruz. Gelin kısaca hem kafamızı dağıtalım hem de ortak paydalarda buluşalım. Hele kız babası olmak mı? harika bir duygu… Allah’ın bizlere bahşettiği en güzel bir nimet. İçimizdeki sevgi tomurcuklarının goncagüle dönüşmesi ve açılan kapısından nurdan ışıkların yayıldığı kocaman bir cennet bahçesinin müjdecisi aslında.
Merhamet, şevkat sevgi gibi hasletlerin yanı sıra; rahmet bolluk ve bereket gibi gerçeklerin içinde olmamızın vesilesidir kızlarımız. Bebeklikten gelen nurlu güzellikleri ve mis gibi cennet kokularına kavuşabilmek biz babaların bir an önce eve gitmek için en güzel, en şirin ve en tatlı bir sebep olur koşturmalarımızda…Bir gülüşleri ile içimize yayılan sevgi, kucakladığımızda kondurduğumuz buselerle aşka dönüşüveren iç huzurumuzla bütün stres ve yorgunluğumuzdan uzaklaşırdık. Adeta cennette gibi hissetmemize vesile olurlar, onlar için canımızı dişimize takar hayatın bütün zorluklarına göğüs gerer ve meydan okurduk. Belki bazen yaşam sevincimiz ve sebeplerimiz olurlardı.
Bir de artık her şekilde kanıtlanmış gerçek şudur ki; babalarına inanılmaz derecede düşkün oluyorlar. Hayatlarında ilk defa gördüğü, sevdiği, benimsediği ve rol model aldığı ilk erkek babaları olmaktaydı. İşte bu yüzden tüm babaların çok büyük mesuliyetleri vardı. Gözlerimizin içine bakan kızlarımıza karşı her halimizle örnek olduğumuzun farkında olmalıydık. Peygamber Efendimiz SAV. Kız çocuklarına çok değer verir ve severdi. Bu yönde Bizlere şöyle buyurmuşlarıdır: Her kim iki kız çocuğunu yetişkinlik çağına gelinceye kadar büyütüp terbiye ederse, kıyamet günü o kimseyle ben şöyle yanyana bulunacağız” buyurdu ve parmaklarını bitiştirdi. (Müslim) Kim üç tane kız çocuğu yetiştirir, güzel terbiye eder, evlendirir ve onlara iyilikte bulunursa, o kişi için cennet vardır. İşte kız çocukları olan ebeveynlere böylesine cennet de vaat edilmişti…
Hasta olduklarında daha çok hasta olur, ağladıklarında daha çok ağlar, Canları acıdığında daha çok canlarımız yanardı. Kıyamazdık ‘’Yeter ki onlar iyi olsun…’’ Anaokulu çağlarında evde herkesi bir heyecandır alır ki sormayın. İlk öğretmenlerini unutmazlar asla… Evinden annesinden babasından ayrı bir ortamda olmasının verdiği tedirginlik ve korkaklıkla ilk başlarda hep ağlar gitmek istemez gitse de durmak istemezlerdi. Alışması için Annesi de sınıf kapısının arkasında kızının ağlamaklı sesini duyarken için için ağlar yüreği yanardı. Derken bu duruma aylar sonra taraflar alışır ve artık yavaş yavaş büyüdüklerini ispat etmeye başlarlar.
Çantalar sırtlarında penguen gibi minik adımlarla ilk okula başladıklarında şaşar kalırdık. Gözümüzden gönlümüzden sakınırdık. İlk karnelerinde hepimiz sevinçten uçar, alabilirsek hediyeler alırdık. Varsa bazı yetenekleri gösterdikleri başarılarla gurur duyardık. İlkokul, ortaokul derken liseye başladığında biraz daha ev aile merkezinden uzaklaşır bulunduğu çevrenin arkadaşların etkisine girmeye başlanırdı. Ne de olsa ergen olmuşlardı. Bakımları ile ilgilenirken Bebekken dört gözle büyümelerini beklerdik. Artık daha rahat olacaktık.
Oysa ki hiç de öyle olmadığını her geçen aşamada anlamaya başlamıştık. Daha fazla düşünmeye, merak etmeye, endişe etmeye başlamıştık. Çünkü artık sadece kendi düşünceleri ve davranışları değil çevresi arkadaşları bulunduğu ortamları da çok önemliydi. Dikkat edilmesi gereken en önemli çağları, ergenlik, yetişkin başlangıcı ve yetişkinlik dönemleri, işte bu aşama ve sonrası bazı konularda bizleri yadırgamaya, terslemeye ve hor görmeye başladıkları zamanlardı. Onları hiçbir zaman kıyamazdık. ‘’Yeter ki iyi olsunlar ‘’ diyerek birçok konuda müsama gösterirdik ama tatlı sert olmayı da ihmal etmezdik. Yaşamın her bölümünde onlar bizler için büyümeyen küçük tatlı kızlarımızdı. Mevla’m cümlesine çocuklarımıza sağlık sıhhat hayırlı huzurlu bir ömür versin. Belki de kız babası olduğum için hissettiklerimi ve tecrübe ettiklerimi yazıyordum ama tabi ki erkek veya kız çocuğu ne olduğu hiç önemli değil Önemli olan ve bilinmesi gereken onlar Allah’ın bizlere en güzel hediyesiydi, bu fani dünyanın en tatlı meyveleriydi.
Allah isteyen herkese bu tatlı meyvelerle dünyadaki cenneti yaşatsın. Bütün çocuklarımızla bayramı gerçekten bayram gibi yaşamaya ve yaşatmaya çalışalım. İmkanlar el verdiği ölçüde onları sevindirecek ve hayat boyu hatırlamalarını sağlayacak güzel birliktelikler geçirmeye çalışalım. Sevgimizi şefkatimizi onlardan eksik etmeyelim. Dilerim ki bütün çocukların gülücüklerinin eksik olmadığı bir dünya içinde ömrümüzü tamamlarız. Hayat üç gün... Dün! bugün! yarın ! Dün, gitti gelmez; Yarın, ya gelir ya gelmez Sadece Bugün var. Vaktin kıymetini bil ! Saat bu saat; an bu an. Üstad ne güzel demiş. Bir de Hayat, masal gibiymiş, bir varmış; bir yokmuş. Bir de bakmışsın her şey yok olmuş.
Tıpkı sevdiklerimizin aramızdan bir bir ayrıldığı gibi... Bu yok oluş dünya aleminden yok oluş.İki cihan serveri bunu yaşamışsa o halde ayet-i kerimede olduğu gibi "Her canlı Ölümü Tadacaktır." Bunu herkes yaşayacaktır. Bu inancın mensuplarıyız çok şükür. Babam, son imtihanını verdi ve emânet olan canını Rabbine teslim etti.Mevlam Rahmeti ile merhameti ile muamelede bulunsun, mekanı cennet olsun. Bizim imtihanımız da bunu kabullenmek, sabretmekti ama nihayetinde yürekler dağlanacak gözler yaşaracak kalp sıkısacaktı.
Bizler için de zor imtihandı ama yaşayanların bildiği gibi bir şekilde atlatılacaktı. Rabbim Babam ve bütün ölmüşlerimize rahmeti ile merhameti ile muamelede bulunsun Mekanları cennet olsun, bizlere ve daha imkânı olan hayatta olan herkese ölümün nasihatı ders olsun ! Bu bayram gününde duygularımı siz kıymetli okurlarımla paylaşmak istedim. Hakkınızı helâl edin. Bu duygularla Yurttaşlarımıza ve tüm Müslüman alemine mutlu bir bayram ve hayat diliyorum. İyi Bayramlar!







Facebook Yorum
Yorum Yazın