Beklentiler ve Gerçekler!
Kiminin yaşadığı normal gündelik hayata; Kimi, bütün imkânlarını kullansa da ömür boyu ulaşamamaktadır. Bir tarafta Hayata bilmem kaç sıfır önde başlayanlar; diğer tarafta ise hükmen yenik sayılanlar.
Düşünüldüğünde ne kadar ilginç geliyor. Kimi kesim, doğuştan büyük bir ev sahibi ve kapısının önünde son model arabası, bir giydiğini bir daha giymediği kıyafetleri, yediklerini içtiklerini saymayalım. Yüzlerce çalışanın yıllık kazancına denk gelecek aylık servetin sahibi ve bu gücüyle nüfusu ile sürekli varlıklarını arttıran, gününü gün ettiği özel okul ve çevresi ile zaten kariyerli olarak doğduktan sonra üzerine serpiştirilen donanımlarla birlikte, işte! artık elit ve üst tabakanın mensubu olmaya hazır hale gelmiş durumda, değişik unvan ve statüler kazanmış hatırlı bir şahsiyet. Her hâlükârda Kariyer, iş, kazanç, kar hazır...Zaten buna da ihtiyaç yok ama neyse...Çünkü bu elit insan, elini sallasa elli tane üst düzey kariyeri yerinde dolgun maaşlı iş de bulur. Hatta buna da gerek yok insan kaynakları danışmanlığını yapsa yetecektir. O nasıl isterse öyle olacaktır çünkü. Buraya kadar her şey normal; ama ehli mi değil mi bakmaksızın. Artık O ve ailesinin yedi kuşak alt soyuna, akraba_i Taallukat'ına faydası da olmaya başladığında problemler başlar. Çevresinde de bir alt grup oluşacak ve kendine menfaat sağlamaya çalışan kişiler pervane olacaklardır. Bu böyle silsileli bir yöntemle uzayıp gidecektir. Yukarıdan aşağıya doğru olan ilk tabakalar bu sistemin kaymağını yer, aşağıya sürekli korku ve çalışma azmiyle birlikte garibanlığın, fakirliğin, dinimizce de çok sevildiğinden dem vurarak şükür, sabır, sebat, itaat ve hem de biat duygularını aşılayarak ve tavsiye ederek tek kurtuluşun tek çarenin bu olduğu algısı oluşturularak sağlam zeminler oluşturulması sağlanır. Hemen altını çizmek gerekir ki bahsettiğimiz sabır şükür vs.… bu hasletler kulağa hoş geliyor, olması gerekli şeyler; ama can çekişen kimselerden belli menfaatler karşılığında istenirken beklendiği için problem haline geliyor. Buraya kadar bahsedilen elit ve nüfuslu kesim azımsanmayacak kadar çoktur. Evet! şimdi diğer tarafa bakalım. Aslında bu taraf daha fazla olduğu için sıkıntılar belirmeye başlıyor. Bu tarafta da karın tokluğuna çalışma şansı bulursa kendini şanslı hisseden kimseler. Özellikle işçiler ve bunların asgari ücretlileri. En fazla gayretle, en fazla surelerde çalışarak, en az haklarla, en fazla fedakârlık beklenen kesim...tekerleme gibi oldu biraz ama gerçeğin ta kendisi bu şekilde. Bu kesim, günü kurtarabilir, geçim çarkını döndürebilirse sihirbazlık unvanına hak kazanmaktadır.
Bu kesimin içinde de nice cevherler okuyanlar sınavlara girenler kazananlar mücadele edenler var; ama yukarıda ilk bahsettiklerimizin, zırh olarak da mülakat kültürünü yaygınlaştırarak, bu piyasaya doğrudan müdahale etmeleri sonucu maalesef belki de sonuna kadar hak ettiği kamu veya kurumsal çalışma haklarından mahrum kalmaktadırlar.
Sonrasında bu durumu şöyle açıklayabiliriz ki: halk arasında ve dinimizce Kısmet; günümüz sisteminde de sınıflar arası hizmettir. En alt gruplardan üste doğru can pahasına özveri istenir, yani toplumdaki en alt tabakanın bir üst sınıfa ve sonrasında en üst mertebeye amansızca hakkını bilerek veya bilmeyerek hizmet etmesidir ki, ister istemez bu tabloya doğru bakıldığı zaman maalesef tabakalar arasındaki farkın giderek açılmasına sebep olduğunu görmekteyiz. Fark derken ekonomik ve sosyal imkanlardan bahsediyorum. Sonra, her şeyin hayırlısı, kısmet böyleymiş denilerek, haklının hakkıyla ilgili meseleleri araştırmasının, soruşturmasının önüne başarıyla geçilmiş olunmaktadır. Üretimin ve üretkenliğin kutsal bir görev olduğunu düşündüğüm günümüzde, Üretim faktörlerinden işgücü yani çalışan, en önemli faktördür ve bu tabakanın hakkı sonuna kadar verilmelidir ki üretim daha sağlıklı, daha dengeli olsun. Ekonomik ve sosyal imkânlarına kavuşan kendini güvende hisseden bireyler daha bir o kadar toplumun ve ülkenin sağlam huzurlu yapısını oluşturur. Bu da milli bir amaçtır zaten...
Çalışan işçi arkadaşıma şunu sorsam: Diğer sokakta senin çocuğu tartaklıyorlar yetiş desek; Hemen o anda ne yapıyorsak yapalım gözümüz kararır her şeyi bırakıp çocuğumuz için ne gerekiyorsa fazlasını yaparız. (Kavga, dövüş, yaralama vs.) Hiç hoş şeyler değil ama bu da maalesef gerçeklerimizden. İşçi arkadaşım! Böyle değil de sunulan demokratik haklardan yararlanarak, eğer bahsedilen durumda bir problem görüyorsan, karnından konuşarak değil de yasal bir çerçevede hakkın olanı, çoluğun çocuğunun rızkını, geleceğini, bir nebze düşünerek iradeni ve cesaretini ortaya koyarak araman, sorman, istemen en doğal hakkindir. Bu ülkenin kaynaklarından bu ülkenin sahibi hamuru ve değeri olan herkes yararlanmalı hak ettiği ölçüde... Bu yönde sendikalar, ekonomik ve sosyal hakları korumak iyileştirmek amaçlı sivil toplum örgütleri ve yetkilileri vs. ne kadar kutlu bir görev ve sorumluluk üstlenmişler ama onların da birçoğu yukarı doğru yaranma çabasında oldukları için sorunların sağlıklı iletildiğinden; dolayısı ile çözümlerin de sağlam bir zemine oturtulduğundan emin olunamamaktadır. Toptan bir analiz yaptığınızda şimdi şu denebilir: Biliyoruz ama ne yapalım sistem bu...Yapacak bir şey olmadığını bile bile Karınca bile ateşe bir damla su taşıyarak tarafını belli etmiş Hak yolunda dava ve sorumluluk üstlenerek cihana örnek olmamışıydı.
Kimisi eser bırakır dualarla, hayırlarla anılır; kimi de keder bırakır ne akılda ne vicdanda yer alır. Yaşam dediğin göz açıp kapayıncaya geçiyor. O zaman bu kısa hayatta geçim şartları ile boğuşmaktan Umarız ki gözü yaşlı anne ve babalar kalmaz. Akıllarda, gönüllerde ve dualarda buluşmak dileğiyle...







Facebook Yorum
Yorum Yazın