ANNELER, COCUKLAR, KORONA VE TATİL

Merhaba sevgili anneler ve çocuklar. Babalar demiyorum çünkü bugünkü yazımın kahramanları anneler ve çocukları.

Geçtiğimiz yıldan beri tüm dünya görünmeyen ama yakıp yıkan, geldiği yerde korkunç izler bırakarak giden bir virüsle savaşıyor. Bu savaşta etkilenmeyen insan, işyeri var mı acaba?

Ben bir anne, çalışan bir eğitimci ve bu lanet virüsü dibine kadar yaşamış, en yakın varlığını annesini kaybetmiş biri olarak bu yazıyı yazmaya karar verdim. Ama yaşadığım acıyı yasatmak için değil de hem çalışan hem de anne olarak duygularımı aktarmak istiyorum. En sonunda da geleceğimiz, çocuklarımız için bir şeyler karalayacağım.

Kovid-19 yasaklamaları başladığı andan itibaren pek çoğumuz evlerimize kapandık. Bu andan itibaren mutfaktan çıkamayan anneler ev işerine mi çocukların ödevlerine mi yoksa artan mutfak masraflarını en aza indirmek için market- Pazar araştırmasına girsinler bilemediler. Birden fazla çocuğu olan anneler hangi çocuğuna bakacağına şaşırdı. ‘Aman çocuğum iyi öğrensin’ dedi çalışma masasına bir şeyler taşıdı. Öğlen oldu yemek düşündü, Öğleden sonra dersi olan çocuğuna ayrı taşıdı. Tam şimdi dinleneceğim diye düşündüğü anda akşam yemeği derdi çıktı. Fatih Erkoç’un söylediği şarkıdaki gibi ‘Çıldırmaya az kaldı’ gibi oldular. Çocukları daha büyükse ‘Oğlum, kızım yatarak ders çalışma, ders mi dinliyorsun yoksa oyun mu oynuyorsun?’ kitaplardan kaç soru çözdün? Soru çözerken kopya mı aldın’ tartışmalarıyla anne ve çocuklar arasında sürekli bir didişme yaşandı.

Öte yandan Öğretmenseniz tam derse başladınız ve keyifle ders işliyorsunuz yan odadan ‘Anne bu konu anlamadım ablam yardım etmiyor bana, ya da anneeee oyuncağım nerede’, ya da bir ağlama sesi geldi. Öğretmen anne ne yapacağını şaşırdı. Ağlayan çocuğa mı baksın, kavga eden kardeşlere mi?

Bir acayip bekleyiş
sanki dakikalar yok yıllar geçiyor
beynimin aynasında
örümcekler bağlanmış hücrelerime

Oynatmaya az kaldı doktorum nerde…

Ah çocuklarımız ya siz…

En çok koşacağınız, doya doya parklarda, okul bahçelerinde oynayacağınız yerde dört duvar mahkûm oldunuz. Normal hayatta internetten, televizyondan, telefondan uzak tuttuğumuz siz çocuklarımız…

İnternete, televizyona bağımlı çocuklara döndünüz. Bir gün sabah erkenden diğer gün öğleden sonra başlayıp nerdeyse yatsıya kadar sandalye ye bağlı kaldınız. Sanal sınıflarda arkadaşlarının yüzünü görmeden ders yaptınız. Ya da yaptığınızı sandınız. Ya ders bitimlerinde verilen sayfalarca yazı ödevleri……. Ah minicik parmaklarıyla yazmaya çalışan birinci sınıflarımız. Çıkarmaya çalıştığınız ‘B’,’C’ gibi sesleri internette saniyeler sonra algılayıp cevaplamalar. Ya o minik parmakların öğretmenleri ve anneleri. Saatlerce yazdırma çizdirme işlemleri. En sonunda da yığılıp kalan çocuklar ve anneleri.

Yaşasın! bugün 3 haftalık tatile çıkıyorsunuz. Bu zor zamanda en çok tatili anneler ve çocukları hak etti. Babalar size düşen görev de bu sürede eşlerinize mutfakta yardım etmek olsun. En azından bir hafta yemek, temizlik işinde yardım edin ve anneler dinlensin.

Siz Eğitimciler çocukları özellikle minik parmaklı çocukları ödeve boğmayın. Bırakın çocuklar bir odadan diğer odaya koştursun, evcilik oynasın, kovboyculuk oynasın.

Sevgiyle kalın.