Ah Pazar Arabam Ah!

Ah Pazar Arabam Ah!

Üç gün önce ben de geleneğe uydum ve Pazartesi pazarına yeni aldığım pazar arabamla gittim. Ah, yeni arabam ne çektin benden öyle?

Önce minibüse bindim. ‘Arabamı nereye koysam da yolcuları rahatsız etmesem,’ dedim. Ama ne mümkün….

Özür dileye dileye belediye önündeki durağa geldim. İnenlere saygı göstermeyenleri mi, sevgili arabamı mı kontrol etsem, bilemedim. Neyse ki uzun sürmedi, pazara geldim. Pazar, panayır gibi… Çok keyifli…..

Maskeyi çenesine, burnunun altına takanlar mı istersin, yoksa sıkı sıkıya kurallara uygun takanlar mı? Tezgâh başlarında, ateş pahası sebze meyveleri alma telaşında; kuruş kuruş hesap yapanlar……

Neyse alışverişimi bitirdim ve başladım yürümeye. Sevgili Pazar arabam da arkamda, benimle yürüyor. Tekerlekleri tıngır tıngır: yeniyim, yeniyim diye sesleniyor.

Ama o da ne? Birden tıngırtı bitti. Kaldırıma çıkmam lazım. Kıyamam tekerleğimin biri yolda diğeri kaldırımda kaldı. Arabam yamulur gibi oldu, zor topladım. Neyse ki kaldırımdayım, sakin sakin yürüyorum. Arabam beni uyarır gibi oldu. Kafamı bir kaldırdım ki ne göreyim? Kaldırımın üstünde sandalyeyle yayıla yayıla oturan amcalar……

Bir taraftan sohbet ediyorlar, öte yandan sigaralarını tüttürüyorlar. Hop, bir amca sigarasını eliyle fırlattı. Ey be amca ya yeni arabama gelseydi? Ne yapardım ben. Nasıl geçeceğim bu kaldırımdan?

Peki ya seni gözleriyle yiyecek gibi süzerlerse, rahatsız olmaz mısın? Kıyamam sana. Ah Pazar arabam ah! Ne yaramaz şeysin öyle. Rahat rahat kaldırımda oturan amcalara neden çarpıyorsun? Yayaların gitmesi gereken kaldırıma tezgahlarını kuran dükkân sahiplerine neden zarar veriyorsun? Kendine de mi acımıyorsun? Bak tekerleklerin çok çabuk bozulacak.